© 2023 by Başak Sanat ve Kültür Vakfı

Sosyal Biz
  • Google+ Sosyal Simge
  • Facebook Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge
   Gönüllülerden Anılar

Avrupa Gönüllü Hizmeti Gönüllüleri

 

Anna Téglássy (Proje Macaristan Katılımcısı)

 

Gönüllü olarak çalışmanın birçok işten çok daha fazla gerçeklik hakkında öğ

retici olduğunu düşünüyorum..Resim ve sanat öğretmeni olarak çalışıyorum

ve bununla birlikle hem seramik atölyesi  hem de sporlar  ve tiyatro atölyesi

süresinde  çocuklarla zamanımı  geçiriyorum.   Burada  çok yeni  yaşantıları

 aldım, mesela Macaristan’da genel  hayatımdan yeni  sorunlar  nasıl çözüp

idare etmeyi  öğrendim. Türkçe dil konusunda, söyleyebilirim ki ben Türkçe

 ders  çalışmayı çok  seviyorum. Türkçe eğlenceli bir dil ve bence ana dilim

ve Türkçenin dil bilgileri çok yakındır, bu yüzden öğrenmesi kolaydır.Bu kap

samda Türkçede ve  Macar’da ortak sözleri bulmaya çalışıyorum, yeni sözü

bulduğumda çok mutlu oluyorum. Ben Macaristanlıyım yani. Macaristanlılar

ile Türk insanları akrabalar olduğular fark ettim. Bunu bilmek beni çok heya-

canlandırdı. (Umarım ki diğer Macaristanlı gönüllü bunu okuyabilir çünkü ina

nıyorum ki aynı şey ben kadar hissedecekmiş. İki ay sonra bu yeri daha iyi bi

liyorum ve daha rahatım.Türk insanları ve yemeklerini çok seviyorum. Vakıfta

yaşadığım deneyimlere minnettarım. Yemekleri de ayrıca çok seviyorum, ke

baplar nefis. Bu ülke hakkında  söyleyebilirim ki; geldiğimizde siyasal seçimi-

ni geliştirilmekten dolayı her yerde   çok gürültü vardı. Aynı zamanda sabah

saat beşte ilk ezan süresinde .  uyandım ve bununla Türkiye'de yaşamın çok

gürültü olduğu düşündüm. Ama zaman geçtikçe, Basak Sanat'ta çocuklarla çalışmalarım arttıkça sanırım ben de sese alıştım. İnsanların çok sıcak kanlı ve ayrdım sever olduğunu düşünüyorum. Macaristandaki insanlar burası ile ilgili çok açık 

fikirli değiller, buraya geldiğimde o yüzden ilk başta çok şaşırdım. Önyargı huyumu ülkeme döndüğümde terk etmiş olacağımı umuyorum.

Adrienn LAKOS (Proje Macaristan Katılımcısı)

Beni Türkiye’ye getiren şeyin güven olduğunu düşünüyorum. Burada olduğum ilk günden itibaren dostluk, insanlar,kültürler ve yaşam hakkında birçok şeyi öğrendiğimi zannediyorum.

 

İlk zamanlarımda birçok güçlükle karşılaşmıştım. İnsanın kendi ülkesinden, ailesinden ve arkadaşlarından uzak olması ayrıca eskiden günlük hayatta alıştığı şeyleri . burada bulamaması, hiç bilmediği bir kültürle ve hiç duymadığı bir dille karşılaşması gerçekten ilk başlarda çok zor oluyordu ve enerjimin çoğunu harcamama neden oluyordu. Ayrıca bu zorluklar ve ülkemdeki küçük şeylerin yokluğunu hissetmem onların aslında benim için ne kadar önemli olduğunu farketmeme neden oldu

 

Her neyse, birkaç hafta sonra İstanbul’un benim için olan zorlukları azalmaya

 ve benim Türkiye’deki yaşamım daha eğlenceli olmaya başladı. Böyle birçok

 kültürün birlikte olduğu ve yaşamın rengarenk olduğu bir ülkede yaşamak gerçekten bir keyfe dönüştü. Buradaki her gün her saat

bana bir şeyler öğretmeye başladı.

 

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’na büyük bir motivasyonla ve elimden gelenin en iyisini yapma azmiyle gelmiştim. Birkaç hafta sonra

çocuklar için arkadaşlarımla beraber elişleri oyun atölyeleri ve çocuklarla iletişimimizi geliştirecek aktivitelere başladım. Bu iletişimi

 herhangi bir ortak dil kullanmadan yapmıştım, çünkü bu etkinlikler çocuklarla olan iletişimimizi sağlıyordu. Daha sonra 6- 7 yaşındaki

çocuklar ve 13-14 yaşındaki kız çocukları için çeşitli el işleri yapmaya başladık. Bu etkinlikler çocukların yüzüne bir şeyleri başarmanın

mutluluğunun ve onurunun yüz ifadesini vermişti ve bunu onların çocuk yüzlerinde görmeyi kesinlikle çok seviyorum. Çocukların yapt

Çocukların yaptığı şeyler kesinlikle bir sanattır.

 

Ayrıca çocuklar için İngilizce kurs vermeye başladım. Ama artan öğrenci sayısı ve Türkçemin kısıtlı olması nedeniyle bu kursu

bitirmek zorunda kalmıştım çünkü daha fazla verimli olamayacağımı düşünüyordum. Bu kesinlikle benim için bir üzüntü

kaynağıydı ama “herşeyi biliyorum”, “her şeyi yapıyorum” demenin yerine bazen dürüst olup ‘’ben bunu bilmiyorum’’ veya ‘’ben

bunu yapamıyorum’’ demek daha doğru olur.

 

“Öğretmenin” yanında ayrıca bir şeyler “öğrendiğime” de inanıyorum. Mesela vakıftaki Murat arkadaşım bana bağlama çalmayı

öğretti. Bunun dışında ebru sanatını öğrenebileceğim bir kursa girdim. Türk kültürü ve Türk yaşamının kendine özgü işleyişi

Dünya’nın hiçbir yerinde göremeyeceğin birçok öğeyi bir arada barındırıyor. Bu kültürü gerçekten takdir ediyorum. Danslar,

şarkılar, müzik aletleri, esnafın sokaktaki alışverişi, ezan, vapurlar, kalabalığın ritmi ve gürültüsü, çarşılar, deniz kenarı, Türk

yemekleri falan bunlar Türk atmosferinin ve yaşam tarzının başlıca yapı taşları bana göre. Düşünceleri bu anlamda kelimelere

dökmek gerçekten zor oluyor. Bu yüzden söylemektense onu yaşayın ve hissedin.

 

Türkiye’deki ikametgahım boyunca Türkçeyi, biraz basit de olsa öğrenmeye başladım ve kesinlikle insanları onların yerel dilinde

anlamak ve onlarla yerel dilinde konuşmak çok güzel bir tecrübe. İlk zamanlarımda dışarıda dolaşırken arkadaşlarımın tercümesine

ve çevirisine ihtiyaç duyuyordum ve bu beni biraz daha az özgür yapıyordu fakat Türkçeyi öğrenmemle birlikte kendimi daha

özgür hissetmeye başladım.

 

Bizim vakıf başkanımız; Şahhanım Hanım anlayışlı bir insan olduğunu kanıtladı. Benim buradaki yaşama ve kültüre adapte

olmamda çok yardımcı oldu. Bazen çalışma vaktinide olsa bile benim bir çok kültürel aktiviteye, konsere, fuara ve galeriye

gitmeme ön ayak olarak Türk kültürünü öğrenmemde yardımcı oldu. İlk zamanlardaki bazı zorluklara ve yanlış anlamalara rağmen

her iki taraf için söyleyebilirim ki , gönüllülüğün ve ev sahibi olmanın bütün felsefesini ve ana fikrini öğrenmiş bulunmaktayız.

 

İki tarafta birbirine inanmalı ve güvenmelidir, çünkü herkes elinden gelenin en iyisini yapmak için çalışıyor. İki tarafın da birbirine

güvenmesi ve ortamda dürüstlüğün hakim olması verimli ve dostça bir çalışma ortamının yaratılmasındaki en kilit öneme sahip

unsurlardır.

 

EVS programını yaparken öğrendiğim en önemli şey; eğer sevdiğim şeyleri yapmak istiyorsam kesinlikle bunu için tüm olasılıkları

görmeli ve doğru olanı seçmeliyim. Ama orda kesinlikle olasılıklar olmalıdır. Benim ülkemde - Macaristan’da- insanlar yaşamı çok

zor bir şeymiş gibi görüyorlar. Sanki yaşam sadece zorluklara ve sorunlara neden olan bir şeymiş gibi. Ama onların unuttuğu bir

şey var ve bunu Hz. Mevlana bir cümleyle çok iyi hatırlatıyor.

 

“Yaşam çözülmesi gereken bir bulmaca olmaktan çok yaşanması gereken bir hediyedir.”