Projenin çözüm üreteceği belirli sorunlar
Kentte geleneksel aile yapılarının çocuğu koruyan yaptırım gücünün zayıflaması ve ailenin sosyal kontrol fonksiyonunu yerine getirebilecek başka kurumların olmaması çocukların suça daha kolay yönelmesine neden oluyor.
- Bu anlamda sosyal olarak özellikle belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının ve bölgedeki iş çevrelerinin de bu konuda inisiyatif göstermesi gerektiğine dair bir farkındalık yaratmak,
- Suç olgusunun toplumsal ve sosyal yönünün ve bu yöndeki algının ele alınıp sorgulanmasını sağlamak,
- Çocuk suçları ve göç arasındaki direkt ya da dolaylı olan ilişkiyi ele almak,
- Bu konuda dışarıda bırakılmış çocukların perspektif ve algısını ortaya koymalarına vesile olmak
Sorunların ve tüm düzeyleriyle olan bağlantılarının genel tanımı ve analizi
Bilinen ve var olan gerçek, hukuk kuralları ne kadar titiz hazırlanılmış olursa olsun, toplumsal normların dışında kalan davranışların bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da olmaya devam edeceğidir. Norm dışı davranışlara karşı uygulanan yaptırım şekli toplumlar arasında farklılık göstermektedir. Yazılı ve yazısız normlar ve bunlar arasındaki farklılık, toplumların bu davranışlara karşı yaptırım şiddetini de belirlemektedir.
Örneğin: Çocuk suçlarına karşı hukuk düzenlerinin şimdiye kadar üç farklı bakış geliştirdiği görülmektedir;
Birincisi, cezalandırmanın, öç almanın söz konusu olduğu, birey çocuk da olsa suç işlemişse "cezalandırılmalıdır", değişmek için "acı çekmelidir" ve böylece suçun önlenebileceğidir.
İkincisi, suçlu kişinin "hasta" bireyler olarak ele alındığı, çocuğun zihinsel ve duygusal faktörleri üzerinde durularak yaptırımlar uygulanmaktadır.
Üçüncüsü ise çocuğun cezalandırılmasının esas alınmadığı, esas alınan yaklaşımın çocuğun "toplumsallaşmasını" sağlamak, hatalı ve yetersiz toplumsallaşma deneyinin etkilerini en aza indirmek yaklaşımının benimsendiği görülmektedir.
Her dakikada dünyada ortalama 4 ciddi suçun işlendiği günümüzde çocukların bu ortamdan en az zararlı olarak korunmaları günümüz çağdaş toplumlarının temel görev ve hedeflerinden biri olmaktadır. Ancak bütün çabalara karşın bu durum günümüzün önemli sosyal sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda çocuk ve suç olgusuna biraz daha yakından bakmanın yararlı olacağını düşünüyoruz.
Çocuk ve suç ilişkisini, sadece hukuksal değil daha geniş unsurlarıyla, ekonomik boyutunun yanı sıra toplumsal, siyasal, kültürel boyutlarını da içeren bir perspektiften yola çıkarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Önemli göç merkezlerinden biri olan ve bu projenin ele alınacağı İstanbul ve Diyarbakır’da da bu sorun önemini korumaktadır.
Büyük kentlerde yaşayan ve birçoğu göç mağduru olan çocukların suç oranlarının artmasına gerekçe aranırken bir hedef haline getirilme olasılığını da hesaba katarak sorunun, birçok açıdan ele alınmasının önemli olduğunun altını çizmek istiyoruz.
TESEV’in Ülke İçinde Yerinden Edilme Sorunu başlığı altında yaptığı çalışmaya göre, Batman, Diyarbakır, İstanbul ve Hakkari’de ortak sorun işsizlik ve yoksulluk. Özellikle Batman, Diyarbakır ve Hakkari’de yetişkin erkek nüfusunun yarısından fazlasının işsiz olduğu, çalışanların da düzenli bir geliri olmadığı gözüküyor.
Bu koşullar altında kadınların, gençlerin ve çocukların kayıt dışı ekonomi aracılığıyla aile bütçesine katkısı ön plana çıkıyor. Örneğin İstanbul’un merkezî eski semtlerinde yerinden edilmiş ailelerin en önemli geçim kaynaklarından birisi küçük çocuklarını “selpağa göndermek” iken, sanayi bölgelerinde yaşayan ailelerin çocukları, küçük yaşlarından itibaren konfeksiyon atölyelerinde çalışmak zorunda kalıyor.
Çocuk emeğinin istismarının yarattığı, çocukların eğitim ve diğer haklarından yararlanmamaları, çalışan ve özellikle sokakta çalışan çocuklara ilişkin çok önemli bir sorunu daha ortaya çıkıyor. Kendi çalışmalarımız ve yapılan başka çalışmalar, bunun, göçmenlerin yaşamlarının tehdit altında olduğu bir ortam içinde bulunmuş olmalarına, yaşadıkları travmalara, işlerini kaybetmelerine, ekonomik durumlarının kötüleşmesine, toplumsal yaşamlarının bozulmasına, göç sonrası kötü koşullarda yaşamak zorunda kalmalarına ve toplumsal desteklerini kaybetmelerine bağlanabileceğini gösteriyor.















