Kültürler Arası Yolculuk...2008 Eylül ayında beni Türkiye’ye getiren şeyin güven olduğunu düşünüyorum. Burada olduğum ilk günden itibaren dostluk, insanlar, kültürler ve yaşam hakkında birçok şeyi öğrendiğimi zannediyorum. İlk zamanlarımda birçok güçlükle karşılaşmıştım. İnsanın kendi ülkesinden, ailesinden ve arkadaşlarından uzak olması ayrıca eskiden günlük hayatta alıştığı şeyleri burada bulamaması, hiç bilmediği bir kültürle ve hiç duymadığı bir dille karşılaşmam gerçekten ilk başlarda çok zor oluyordu ve enerjimin çoğunu harcamama neden oluyordu. Ayrıca bu zorluklar ve ülkemdeki küçük şeylerin yokluğunu hissetmem onların aslında benim için ne kadar önemli olduğunu farketmeme neden oldu. Herneyse, birkaç hafta sonra İstanbul’un benim için olan zorlukları azalmaya ve benim Türkiye’deki yaşamım daha eğlenceli olmaya başladı. Böyle bir çok kültürün birlikte olduğu ve yaşamın rengarenk olduğu bir ülkede yaşamak gerçekten bir keyife dönüştü. Buradaki her gün ve her saat bana birşeyler öğretmeye başladı
Başak Kültür ve Sanat Vakfına büyük bir motivasyonla ve elimden gelenin en iyisini yapma azmiyle gelmiştim. Birkaç hafta sonra çocuklar için arkadaşlarımla beraber elişleri oyun atölyeleri ve çocuklarla iletişimimizi geliştirecek aktivitelere başladım. Bu iletişimi herhangi bir ortak dil kullanmadan yapmıştım, çünkü bu etkinlikler çocuklarla olan iletişimimizi sağlıyordu. Daha sonra 6-7 yaşındaki çocuklar ve 13-14 yaşındaki kız çocukları için çeşitli el işleri yapmaya başladık. Bu etkinlikler çocukların yüzüne bir şeyleri başarmanın mutluluğunun ve onurunun yüz ifadesini vermişti ve bunu onların çocuk yüzlerinde görmeyi kesinlikle çok seviyorum.. Çocukların yaptığı şeyler kesinlikle bir sanattır. Ayrıca çocuklar için İngilizce kurs vermeye başladım. Ama artan öğrenci sayısı ve Türkçe’min kısıtlı olması nedeniyle bu kursu bitirmek zorunda kalmıştım çünkü daha fazla verimli olamayacağımı düşünüyordum. Bu kesinlikle benim için bir üzüntü kaynağıydı ama ‘’herşeyi biliyorum’’ , ‘’herşeyi yapıyorum’’ demenin yerine bazen dürüst olup ‘’ben bunu bilmiyorum’’ veya ‘’ben bunu yapamıyorum’’ demek daha doğru olur. ‘’Öğretmenin’’ yanında ayrıca bir şeyler ‘’öğrendiğime’’ de inanıyorum. Mesela Vakıftaki Murat arkadaşım bana bağlama çalmayı öğretti. Bunun dışında ebru sanatını öğrenebileceğim bir kursa girdim. Türk kültürü ve Türk yaşamının kendine özgü işleyişi Dünya’nın hiçbir yerinde göremeyeceğin birçok öğeyi bir arada barındırıyor. Bu kültürü gerçekten taktir ediyorum. Danslar, şarkılar, müzik aletleri, esnafın sokaktaki alışverişi, ezan, vapurlar, kalabalığın ritmi ve gürültüsü, çarşılar, deniz kenarı, Türk yemekleri..falan bunlar Türk atmosferinin ve yaşam tarzının başlıca yapı taşları bana göre. Düşünceleri bu anlamda kelimelere dökmek gerçekten zor oluyor. Bu yüzden söylemektense onu yaşayın ve hissedin. Türkiye’deki ikametgahım boyunca Türkçe’yi, biraz basit de olsa öğrenmeye başladım ve kesinlikle insanları onların yerel dilinde anlamak ve onlarla yerel dilinde konuşmak çok güzel bir tecrübe. İlk zamanlarımda dışarıda dolaşırken arkadaşlarımın tercümesine ve çevirisine ihtiyaç duyuyordum ve bu beni biraz daha az özgür yapıyordu fakat Türkçe ‘yi öğrenmemle birlikte kendimi daha özgür hissetmeye başladım. <!--[if !vml]--><!--[endif]--> Bizim Vakıf başkanımız; Şahhanım hanım anlayışlı bir insan olduğunu kanıtladı. Benim buradaki yaşama ve kültüre adapte olmamda çok yardımcı oldu. Bazen çalışma vaktinde olsa bile benim bir çok kültürel aktiviteye, konsere, fuara ve galeriye gitmeme ön ayak olarak Türk kültürünü öğrenmemde yardımcı oldu. İlk zamanlardaki bazı zorluklara ve yanlış anlamalara rağmen her iki taraf için söyleyebilirim ki , gönüllülüğün ve ev sahibi olmanın bütün felsefesini ve ana fikrini öğrenmiş bulunmaktayız. İki tarafta birbirine inanmalı ve güvenmelidir, çünkü herkes elinden gelenin en iyisini yapmak için çalışıyor. İki tarafın da birbirine güvenmesi ve ortamda dürüstlüğün hakim olması verimli ve dostça bir çalışma ortamının yaratılmasındaki en kilit öneme sahip unsurlardır. EVS programını yaparken öğrendiğim en önemli şey; Eğer sevdiğim şeyleri yapmak istiyorsam kesinlikle bunu için tüm olasılıkları görmeli ve doğru olanı seçmeliyim.Ama orda kesinlikle olasılıklar olmalıdır. Benim ülkemde-Macaristan’da- insanlar yaşamı çok zor bir şeymiş gibi görüyorlar. Sanki yaşam sadece zorluklara ve sorunlara neden olan bir şeymiş gibi. Ama onların unuttuğu bir şey var ve bunu Hz. Mevlana bir cümleyle çok iyi hatırlatıyor. “Yaşam çözülmesi gereken bir bulmaca olmaktan çok yaşanması gereken bir hediyedir” Adrienn LAKOS (Macaristan) “Citizen SHIP 2”(Avrupa’nın Gemisi) |