|

Şahhanım Kanat’ın beş yıl önce kurduğu vakıftan bugüne dek 10 bin çocuk ve aile geçmiş. Çok sayıda çocuk, çalışmalarla yeteneklerini ve farklı dünyaları keşfediyor. Şahhanım Kanıt, kızının anısına kurduğu vakıfla, yoksul çocukların yaşamını değiştiriyor. Bir kısmı profesyonel sanatçı oldu bile!
İSTANBUL - Başak Kültür ve Sanat Vakfı 2002’de İstanbul, Kayışdağı’nda açıldı. Dar gelirli, yoksul, yoksun, göç mağduru çocuk ve gençlerin sanat yoluyla kendi sorunlarıyla baş etmelerini, kendilerini özgürce ifade etmeleri ve en önemlisi kendi kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlıyor; koruyucu, önleyici, eğitici, yaratıcı çalışmalar yürütüyor. Vakıf 22 Ağustos itibariyle beş yılı geri bıraktı. Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucusu Şahhanım Kanat, henüz 18 yaşındayken, 1994’te kaybettiği kızı Helin Başak’ın anısını yaşatmak için kurmuş vakfı. Kanat’la Başak Kültür ve Sanat Vakfı hikayesini konuştuk. Vakfı nasıl kurdunuz? Helin Başak’ı 1994’de, henüz 18 yaşındayken kaybettik. O yıllar göçün en yoğun yaşandığı dönem. Belki bugün kanıksandı ama, o zamanlar çocukların yoğun olarak sokaklarda su sattığı, küçük yaşlarda ekonomik sorumluluklar aldığını görüyorduk. Toplu göçler de devam ediyordu. Koskoca bir geçmişi geride bırakarak, kendi istemleri dışında bir yerlere savrulmuş, büyük şehirlerde tutunmaya çalışıyorlardı. Telef olanlar da çocuklar. Bizi böyle bir oluşuma iten, o günlerden aklımızda kalan ve artarak devam eden acı manzaralar oldu. Göçle gelen, gecekondu semtlerine yerleşmiş insanlarla alan araştırması yaptık. 85 ailenin, 189 çocuk ve gencin katıldığı araştırma, işyerlerinde, sokakta, evlerinde onları gözlemledi. Taleplere göre amaçlar şekillendi... Kaç çocukla çalıştınız? Bugüne kadar 10 binin üzerinde çocuk ve aileyle çalıştık. Dokuz ilçede rehabilitasyon projeleri ürettik, 500 aile ve 2 bin 500 çocukla görüşmelerimiz oldu. O rehabilitasyon çalışması sonucundaki talepler üzerine meslek edindirme kursları açtık. Tekstil atölyelerinde çalışan çocuk ve gençlerin sağlık konusunda yetersizlikler yaşadığını gördük, kapsamlı projeler yürüttük. Çocuklar yeteneklerini keşfettikçe nasıl değişimler yaşıyorlar? Çocuklar yeteneğinin farkında değil, çalışmaya katıldıktan sonra yeteneğinin farkına varıyor. Konservatuarda keman eğitimi alan bir çocuğumuz var, dokuz yaşında. Zorunlu göçten etkilenmiş bir ailenin çocuğu. Bizimle çalışmaya başlamadan, yeteneğinin farkında değildi. Çocukların yeteneklerini keşfederken, çalışmaların ruhsal gelişimlerine destek olduğunu, birlikte iş üretebilme alışkanlığı kazandığını, yaratıcılığının, hayal gücünün geliştiğini, derslerinde başarılı olduğunu gözlemliyoruz. Aileler tepkili oluyor, asla talepleri bu yönde değil. Aile çocuklarının para kazanmasını istiyor, matematik ya da İngilizce kursu varsa göndereyim, diye bakıyor. Genç kız ve erkekler mesela, örgün eğitimine devam edememiş, zor koşullarda çalışıyor, vakıfta nefes alıyorlar. Katılımda yaş sınırlaması var mı? Beş yaşından 30’a kadar müzik, resim, dans, tiyatro ve dramayla beraber meslek edindirme kursları veriyoruz. El becerilerini geliştirme ve üretime dönüştürmeyle ilgili bir projemiz de var. Takı tasarımı kursları ilgi görüyor. Şu anda Portekizli bir arkadaşımız takı tasarımı atölyesinde öğretmenlik yapıyor. Gençlik değişim programlarımız da var. Üst yaş sınırı 30. 2006’da tekstil işçisi, ev kızı, üniversitesi öğrencisi 10 gencimizi İskoçya’ya gönderdik. Çocukları göndermek için ailelerinden zor izin aldık. Sokağa çıkamayan kızlar vardı, korkuyorlardı. 11 günlük seyahat hayatlarının en önemli heyecanı oldu. Bu yıl biz İskoçyalıları misafir ettik. 5 Eylül’de İtalya’ya gönderiyoruz çocukları. Vakıfta, Yunan, İtalyan, Fransız, Avusturyalı, Portekizli beş genç çalışıyor. İtalya’ya gidecek ekipteki bir gencimiz, dördüncü sınıftan terk, tekstil atölyesinde çalışıyor, onu açık öğretime yönlendirdik, şimdi İtalya yolcusu. Beş yılı geride bırakırken gözünüzün önünde kareleri soralım... Sokağa çıkamayan bir kızımız, bugün Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nda şarkı söylüyor. İlkokul mezunu. Meslek edindirme kursuna geldi, sesini keşfettik. Bir yıl İstanbul Devlet Konservatuarı’nda misafir öğrenci oldu. Duygu Dalgıç Müzik Okulu’na devam ediyor. İki kez İskoçya’ya gitti. İlk geldiğinde ailesi ağabeyiyle gelme şartı koşmuştu! Ailesi de değişim yaşadı. |